Manevi Terbiye Mekanları Tekke Ve Zaviyeler

Manevi Terbiye Mekanları Tekke Ve Zaviyeler

PAYLAŞ
Manevi Terbiye Mekanları  Tekke Ve Zaviyeler
Manevi Terbiye Mekanları Tekke Ve Zaviyeler
Malatya Haber, Pusula Malatya - Pusulamalatya

MANEVİ TERBİYE MEKANLARI

TEKKE VE ZAVİYELER

Prof. Dr. Bayram ALTAN


Sevgili Gençler!...

Tekke’nin sözlük anlamı; “Dayanılacak yer”dir. Terim olarak tekke, “Tarikat mensuplarının oturup kalktıkları ve Allah’ı zikrettikleri yer”dir.

Tekke’nin aslı, “Tekye”dir. Dergâh ve zâviye ile eş anlamdadır.

Genel olarak; Tarikat Piri’nin türbesinin bulunduğu tekkeye “Pir Evi”; tarikat büyüklerine ait türbelerin olduğu tekkelere “Asitâne; asitânelerin küçüklerine “Tekke” veya “Dergâh”; tarikat mensuplarının yolculuk sırasında konaklayıp ibadet yaptıkları yerlere de, “Zaviye” adı verilir.

Zâviye; tekkenin küçüğüdür. Daha ziyade şehir ve kasabaların ücra semtlerinde bulunur. Zâviye, “küçük oda, hücre” manalarına da gelir. Zâviyelerin şeyhlerine, “zâviyedâr” denir.

Tekke ve zâviyeler, dünya işlerinden ve zevklerinden el çekip marifet yoluyla Cenab-ı Hakka yakın olmaya azmeden; bu yolda özel olarak riyâzet, ibadet ve zikir ile meşgul olan dervişlerin ikâmet etmeleri için inşa edilmiştir.

Tekke ve zâviyeler, genellikle tarikat piri veya tarikat büyüklerinin türbelerinin yanında yapılmıştır. Tekke’de, zâviyeden farklı olarak harem ve selamlık bölümleri, kütüphane, derviş hücreleri, çile ve riyazet odaları, mutfak, yemek odası, misafir odaları, türbe ve mezarlık bulunurdu.

İlk tekke, Remle’de Ebu Haşim el Kúfi tarafından kurulmuştur.

Tekke, dergâh ve zâviyeler, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda ve gelişip yükselmesinde etkin rol oynamış, özellikle fetihlerde öncülük etmişlerdir.

Tekke, dergâh ve zâviyelerin Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan sonra daha ziyade Türk kültür ve musikisine de büyük katkıları olmuştur.
 

1882 yılında yapılan bir araştırmaya göre, İstanbul’da bulunan tekkelerin
sayısı 260’ı buluyordu. Bu rakam, bize o dönemlerde tekke, dergâh ve
zâviyelere ne derece önem verildiğini, halkın ne kadar büyük ilgi gösterdiğini

gayet açık bir şekilde izah etmektedir.

Tekke ve zâviyelerde, günlük olarak yapılan ibadet ve zikirlerin dışında bazı gecelerde de özel olarak toplanılır, ibadet edilir, zikir yapılır; özellikle Cuma ve kandil gecelerinde yapılan bu özel toplantılara, “İhya Gecesi” adı verilirdi.

Tekke ve zâviyeler, kurucularının adlarına veya bağlı bulundukları tarikatların isimlerine, ya da toplanıp ibadet ve zikir yapılan güne göre adlandırılırdı. Mansur Baba Tekkesi, Salı Tekkesi, Cuma Tekkesi….gibi.

Cumhuriyet dönemine kadar İstanbul ve Anadolu’da varlıklarını resmen sürdüren tekke, dergâh ve zâviyeler, 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla kapatılmıştır.

Tekke, dergâh ve zâviyelerde öğretilen tasavvuf ilmini dört ana grupta toplamak mümkündür:

1.    İlahi emir ve yasaklara teslimiyet,

2.    Allah’ın rızasını kazanmak,
3.    Peygamberimiz (S.A.S) Efendimizin ahlakı ile ahlaklanmak,
4.    Allah’tan başka her şeyden, kalbi bağları kesmek.

Tarikatlarda manevi tesirin nesilden nesile devamını sağlayan bir silsile vardır ki, bu silsile ya Hazret-i Ebu Bekir’e (R.A) veya Hazreti Ali’ye (R.A) dayanır. Birçok tarikat vardır. Ama bunlardan en güçlü ve müridlerinin sayısı milyonları bulan dört büyük tarikat vardır:

1)    Kâdiri Tarikatı,
2)    Nakşi bendî Tarikatı,
3)    Rufâî Tarikatı,

4)    Mevlevi Tarikatı.

Tarikata giren bir mürid, Peygamber vekili sayılan bir mürşide bîat eder; her türlü kötülükten sakınacağına ve şeraitten ayrılmayacağına (İslam’ın icaplarını tam olarak yerine getireceğine ) dair söz verir.

Bu bîat ve ahitte (sözleşmede) tarikat ehli olan bir mürid, mürşidinin göstereceği tarzda hareket eder. Kısacası halini geliştirmeye, manevi terbiyeye başlar. İleride durumuna bakılır; gerçekten manevi yolda ilerleme
 
kaydetmiş, durumunda büyük bir değişiklik olmuşsa, “Halife” olarak görevlendirilir.

Silsile yoluyla Hazret-i Ebu Bekir’e (R.A) varan tarikatlarda zikir, gizli yapılır. Silsile yoluyla Hazreti Ali’ye (R.A) varan tarikatlarda ise zikir, cehri (açıktan) yapılır.

Sevgili Gençler!...

Şunu kesinlikle unutmamak gerekir ki; tarikat, Şeriat (İslam) dairesinin içindedir.

Tekke ve zaviyelerde yapılan “zikir” hakkında kısa da olsa bilgi vermede yarar vardır.

Zikir sözlükte: “bir şeyi unutmayıp hatırda tutmak, anmak ve yadetmek” gibi manalara gelir. Terim olarak zikir, “Allah’ı anmak” demektir. Tasavvufta; “Allah’tan başka her şeyi unutmaktır” şeklinde yapılan tarif yanında, “Cenab-ı Hakkı haliyle ve diliyle veya her ikisi ile anmak, ondan gafil olmamak, murakabe ve müşahede ile meşgul olmak” tarzında da tarifler yapılmıştır.

Örf te “zikir” denilince akla ilk gelen; Allah’ın isimlerinin söylenmesidir. Yani “ La ilahe illallah, Sübhanallah, ya Allah, ya Rahman, ya Rahim…..” gibi

dil ile yapılan ibadetlerdir.

Zikir, bütün Müslümanlara farzdır. Belirli bir zümreye veya tarikat mensuplarına değil. Cenab-ı Hak, bir çok ayette mü’minlerin kendisini zikretmelerini emretmiştir. Bunlardan bir kaçı şu meâldedir:

“(Ey mü’minler) beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim” (1)

“Rabbini sabah akşam içinden yalvararak ve korkarak zikret, sakın gâfillerden olma” (2)

“Allah’ı çok zikrediniz ki felah bulasınız. (kurtulasınız)” (3)

“ Bunlar iman edenlerdir. Allah’ın zikriyle huzura kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki; kalpler ancak Allah’ın zikri ile itminan bulur (olgunlaşır).” (4)

“ Onlar (o bahtiyar insanlar) ki, ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler.” (5)
 
Namaz, zikirdir; tefekkür zikirdir; Allah’ın güzel isimlerini anmak zikirdir. Allah’ı tesbih etmek ve noksan sıfatlardan tenzih etmek zikirdir. Allah’ı zikir, iki cihan saadetinin kaynağını teşkil eder.

Mü’mini Allah’ın rızasına nail kılan ibadetlerin özünü ve esasını teşkil eder.
Zikrullahta ( Allah’ı zikretmede) maddi ve manevi birçok fayda vardır.
Zikrullah’a devam eden mü’minin imanı ve irfanı artar. Kalbi Allah sevgisiyle

dolar. Zikrullah sayesinde nurlanan ve ilahi feyizlerle dolan kalpte kötü huylar

yer edemez. Kalbe kötülük giremez. Zikrullah’a devam eden bir mü’min, boş
ve lüzumsuz lakırdılarda bulunamaz. Malayani (boş) şeyler konuşamaz.

Gıybet ve dedikodu edemez. Kısacası Allah’ın haram kıldığı hiçbir işe tevessül
edemez. Çünkü kalbindeki imanı, Allah ve Resûlullah aşkı buna mani olur.

Zikrullah kalbin cilasıdır. İmanı yeniler ve kuvvetlendirir. Mü’min, bu olgun iman ile ebedi mutluluğa erer. Zikrullah’ta aşk vardır, kemal (olgunluk) vardır, manevi huzur vardır. Mü’min, zikrullah ile günah ve sıkıntılardan kurtulur.

Zikrullah bir ibadettir ve manevi bir ihtiyaçtır. Bülbül gül’e nasıl muhtaçsa; insan da zikrullah’a öyle muhtaçtır. Sahrada susuz kalmış bir yolcunun suya olan ihtiyacı gibi, zâkir (Allah’ı anan kişi) de zikrullah’a öyle muhtaçtır. İtaatkâr bir kölenin efendisine olan teslimiyeti gibi, zâkir de Cenabı Hakka karşı bir sadakat ve teslimiyet (bağlılık) içindedir. Zikrullah’ın manevi zevkine eren bir kişi, bir an olsun zikrullahtan gafil kalmak istemez.

Bu konuda Sevgili peygamberimiz (S.A.S) Efendimiz bakınız ne buyuruyor:

“Rabbini zikredenle zikretmeyenlerin benzeri diri ile ölünün benzeri gibidir” (6)

Birgün Peygamberimiz (S.A.S) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

-    Müferrîdûn ilerlediler…


-    Ya Resûlullah, müferrîdûn nasıl adamlardır? Diye sordular.


-    Allah’ı çok zikreden erkekler ile Allah’ı çok zikreden kadınlardır, buyurdular. (7)
 
“Zikrin en faziletlisi “ La ilâhe illallah” kelime-i tevhididir”. (8)

“ Size amelleriniz (İşlerinizin) en hayırlısını, Allah nezdinde sevap bakımından en çok ve en temiz olan, derecelerinizi en ziyade yükselten ve sizin için altın ve gümüşü infak (karşılıksız yardım) etmekten ve harp meydanlarında düşmanla hızla karşılaşıp (İlâhi kelimetullah uğrunda) onların boyunlarını vurmanızdan daha hayırlı amelleri haber vereyim mi? Diye sordu.

Ashab-ı Kiram:

-Evet ya Resûlullah, dediler.

Resûlullah (S.A.S):

-Allah’ı (çok) zikretmektir, buyurdular. (9) Zikrullah, mü’minin ruhunu tatmin eder. İmam Gazali Hazretleri şöyle demiştir:

“Göz güzel şeyler görmekle, kulak güzel sesler işitmekle, burun güzel kokular koklamakla, akıl muammaları sakin bir hava içinde çözmekle haz duyar. Ve duyduğu haz sayesinde mesud olur. Acaba gönül neye vâsıl olmalı (kavuşmalı) ki haz duysun ve duyduğu bu hazzın koynunda hakiki ve ebedi saadete kavuşabilsin? Sualine:

-Allah’ı zikrederek, Rıza-i Bari (Allah) sevgisine ulaşmakla, demiştir.

Sevgili Gençler!...

Zinnun-i Mısri hazretleri diyor ki:

“Gerçek anlamda Allah’ı zikreden bir mü’min, O’nun zikri yanında her şeyi unutur.(Bunun için de) Allahü Teâla onu her şeyden (tehlikelerden) muhafaza eder. Kul için Allah, her şeye bedel olur.”

Zikrullah ibadetinin özelliklerinden biri de, belli bir zamanı ve mekânı olmayışıdır. Mesela oruç, namaz, zekat ve hac ibadetlerinin belli bir zamanı vardır. Fakat zikrullah öyle değildir. Ona her zaman ve temiz olan her yerde devam edilir.
 
Zikrullah ibadeti sayesinde manevî mesafeler katederek mânâ makamlarına sahip olan nice gönül sultanları yetişmiştir. Evet isimlerini yazamadığımız ve yazamayacağımız kadar çok gönül sultanları, manevî mimarlar ve ruh doktorları yetişmiştir.

Ruhlarını ve kalplerini yabancı bir fikir ve düşüncelerden, zikrullah ile temizleyip bu yüce mertebelere erişmişlerdir. Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanma bahtiyarlığına ve şerefine nail olmuşlardır.

1)    Bakara Sûresi, âyet :152
2)    A’raf Sûresi, âyet : 295
3)    Cum’a Sûresi, âyet : 10
4)    Ra’d Sûresi, âyet : 28
5)    Al-i İmran Sûresi, âyet : 191
6)    Riyazu’s-Salihin Terc. 3/38
7)    A.g.e. 3/39
8)    A.g.e. 3/39
9)    A.g.e. 3/40
 

Pusulamalatya

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN